gop.pirsultan.sitemynet.com
piirsultanlogo.jpg

PSAKD GOP
Tüzük
Yönetim
Tarihçemiz
Pir Sultan
Alevilik
Şubemizden Haberler
Etkinlikler
Basın Açıklamaları
Haberler
Sivas Katliamı
Köşe Yazıları
Gaziosmanpaşa Cemevi
Bağışlar
Foto Galeri
Linkler
iletisim

Basın Açıklamaları


KAZIM GENÇ

PSAKD : YARGIÇLARIMIZIN KATLEDİLMESİNİN MENEMENDE KUBİLAYIN, SİVASTA AYDINLARIMIZIN KATLEDİLMESİNDEN FARKI YOKTUR

BASINA ve KAMUOYUNA . .

* Laikliğe ve hukuka yönelik saldırıyı nefretle kınıyoruz.


*Yargıçlarımızın katledilmesinin, Menemende Kubilayın,Sivasta aydınlarımızın katledilmesinden farkı yoktur.

* Saldırının destekçileri ayan-beyan ortadadırlar.

Dün yüksek yargı organlarımızdan Danıştayın, 2. Daire Üyelerini katletmeye yönelik bir saldırı düzenlendi.

Danıştay 2. Dairesi, iki ay önce türban ile ilgili olarak bir karar vermiş ve bu karar basında yer almıştı.

Ülkemizde hızla gelişen ve devlet kademelerinde de yer bulmuş olan, gerici ve şeriatçı zihniyet; dönem dönem çeşitli eylemlerle gücünü ölçmekte ve toplumun sabrının sınırlarını test etmektedir.

Ne yazık ki üzücü olan en önemli nokta; bu zihniyettin siyasi iktidardan destek görmesidir.

Son iki aylık dönemi şöyle gözden geçirdiğimizde;

23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramında, her sene rutin olarak yapılan, devlet kademelerinin çocuklara devredilmesi törenleri bu sene de yapılmıştır. Ancak bu sene diğer senelerden farklı olarak, Meclis Başkanlığı makamı 21 yaşında askerlik çağında ve çocuk olmaktan çok uzak imam hatipli bir öğrenciye, bilinçli, planlı ve programlı olarak devredilmiş ve bu öğrenci vasıtası ile Büyük Millet Meclisi Başkanlık Kürsüsünden, Cumhuriyete meydan okunmuştur. Bunu yapan Meclis Başkanı ve bunu bakanlık koltuğundan seyreden de Milli Eğitim Bakanıdır.

Keza Meclis Başkanı yapmış olduğu 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramı konuşma ile Laikliğin tartışılması gerektiğinin altını çizerek, konuyu çok farklı noktalardan tartışmaya açmıştır.

Daha geçen hafta Cumhuriyet Gazetesi bir hafta içinde üç defa bombalanmış, faillerin yakalanması bir yana, başbakan bizimde parti binalarımız bombalanıyor. Diyerek, bunun doğal olduğu şeklinde bir kanaatin, kamuoyuna yansımasına neden olmuştur.

Danıştayın kuruluş yıldönümü nedeni ile, Danıştay Başkanı Sayın Sumru ÇÖRTOĞLU konuşmasında, hukuka ve cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik saldırılardan duyduğu rahatsızlıkları dile getirmesi, başbakandan rahatsızlık yaratmış, konuşma sonrası toplantı salonunu terk ederken gazetecilerin soruları üzerine, hep söylüyorlar, biz dinliyoruz diye cevap vererek, onlar ne söylerlerse söylesinler, biz hedefimize yürüyoruz. Kanaatinin doğmasına neden olmuştur.

Gümüşhane Baro Başkanı Ali GÜNAYDINın ( Hakikatten Katil İzzet Kıraç nerededir şimdi? ) katledilmesi olayının meydana geliş şekli bir örnek olarak ortada dururken, Danıştay 2. Dairesinin türban hakkındaki kararı kamuoyuna yansıdığında, Vakit Gazetesi, Daire Üyelerinin resimlerini manşetten vererek üyelerin hedef olmasını sağlanmış olması ve ne yazık ki, hiçbir tedbirin alınmamış olmaması da çok düşündürücüdür.

Bu gazete, Radikal Gazetesinde yapmış olduğumuz bir söyleşi nedeni ile, 11-12 ve 13 Ekim tarihlerinde, şahsımızı da hedef olacak şekilde manşetten haber yapmış, ancak, Cumhuriyet savcıları bizim hakkımızda soruşturma açıp kapatırken, bu basın organı hakkında işlem dahi yapmamışlardır.

Bu gazete son iki haftadır da, yalan ve yanlış haberlerle, Kadıköy ilçesi sınırları içinde yapmaya çalıştığımız Kültür Merkezi ve Cem evimize; Cem evimiz üzerinden Kadıköy Belediye Başkanlığına ve Belediye Başkanına saldırılarını sürdürmektedir.

Tüm bunların yanında, daha da çok düşündürücü olan bu menfur saldırı sonrası Başbakan ile Meclis Başkanının söyledikleridir.

Meclis Başkanı :Danıştaydaki silahlı saldırı, hiçbir siyasi partinin tekelinde yorumlanabilecek, sadece belli bir siyasi görüşe rant kazandırabilecek bir olay değildir. Bu acı olay üzerinden kimse rant devşirmeye kalkmasın derken, kendisinin bu olaydan bir siyasi rant beklediğini, başkaları siyasi ranta çevirirlerse, kendisinin ve partisinin zarar göreceğini ortaya koymaktadır.

Başbakan: Öncelikle bu saldırı hangi taraftan gelirse gelsin . Asla tasvip edilemez demektedir. Başbakan, Tüpraşa, Erdemire vb. özelleştirmelerde hükümet kararlarına karşı karar üreten, türbana dur diye ve bu nedenle, kendisinin sık sık dile getirdiği, Danıştay çalışmalarımızı engelliyor. Sözleri nedeni ile nerede ise ..bu saldırıyı tasvip edeceğim geliyor. Düşüncesinin insanda doğmasına neden olmaktadır. Sizin bu sözleriniz olmasa, kimsenin haddine değildir, bu saldırıyı tasvip etmek.

Bu saldırı da, tıpkı Menemende Kubilaya olan saldırı gibi, Sivasta ülkemizin aydınlık yüzünü oluşturan aydınlarımıza olan saldırı gibi, ülkemiz tarihinde bir kara leke olacaktır.

Katliamlara ve benzer saldırılara yönelik olarak tüm kamuoyunun birlikte demokrasi adına seslerini yükselmesi gerekmektedir.

Saygı ile kamuoyuna sunulur.

18.05.2006
Av.Kazım GENÇ
Genel Başkan

EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, ADALET, BARIŞ İÇİN YAŞASIN 1 MAYIS

1889da Pariste toplanan Enternasyonal, 1 Mayısı işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü ilan etti.

Emekçilerin Uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan , 1 Mayısı, bu yıl işçilerin ve emekçilerin kazanımlarına yönelik yoğun saldırıların olduğu, dünyanın sıcak çatışmalarla çalkalandığı bir dönemde gerçekleştiriyoruz.

Küresel sermayenin kıskacında olan ülkemiz, her gün daha fazla işsizliğe, yoksulluğa ve güvensizliğe sürükleniyor. Ülke kaynakları yağma ve talan politikalarıyla uluslararası sermayeye peşkeş çekiliyor. İç ve dış borçlar sürekli artıyor. Özelleştirme politikalarıyla fabrikalar kapatılıyor, yada sermaye ye peşkeş çekiliyor.

AKP hükümeti IMF ve DBnin politikalarını tek tek uyguluyor. Sosyal güvenlik, eğitim ve sağlık hizmetleri özel sermayenin kar hırsına terk edilerek, paralı hale getirilmek isteniyor. Sonuç; daha fazla yoksulluk, göç ve işsizlik olarak yansıyor.

Ortadoğu halkları, zengin enerji kaynaklarına sahip olmanın bedelinin kan ve gözyaşı ile ödüyor. ABD emperyalizmi, dünya çapında egemenliğini güçlendirmek, enerji, kaynaklarına sahip olmak ve neo-liberal politikaların başarısı için zora şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Afganistan, Filistin ve Irak kanıyor, halkların yaşadığı açılar insanlık tarihine bir leke gibi düşüyor.

Toplumun yaşamı, sadece ekonomik olarak değil, temel hak ve özgürlüklere ilişkin sorunlarla da büyüyor. Terörle mücadele adı altında, esasen demokratik haklara saldırılıyor, yani baskı yasaları eşliğinde, var olan hakların ortadan kaldırılması için zemin hazırlanıyor. Demokratik hukuk devleti olmanın getirdiği evrensel normlar göz ardı ediliyor.

Emekçilerin ve halkın demokratikleşme taleplerinin önü, değişik gerekçelerle kesilmek isteniyor.

Toplumun özgürlükçü, bağımsız, demokratik ve barış içinde bir arada yaşama istemi provokasyon ve linçlerle karartılmak isteniyor.

Bizler bu ülkenin; İşçileriyiz! Emekçileriyiz! İşsizleriyiz! Yoksullarıyız!

Biz Halkız!

Yoksulluğa, Yolsuzluğa, Sömürüye Hayır demeliyiz!.

· Eşitlik, Özgürlük, Barış ve Sosyal Adalet için IMF ve DB nin direktiflerine değil, halkın sesine kulak verilmelidir.

· Örgütlenme düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıdır. Örgütlü toplumun yaratılmasının önü açılmalıdır. Sendikal ve özgürlükler önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

· ABDnin başını çektiği emperyalist güçler Ortadoğudan çekilmelidir.

· Özelleştirmeler ve kamu hizmetlerinin küçültülmesi girişimleri derhal durdurulmalı; Eğitim, Sağlık ve Sosyal güvenliğe ayrılan paylar artırılmalıdır.

· Çocuk işçiliği ve istismarına ve çalışma yaşamındaki her türlü ayrımcılığa kadınların çifte sömürüsüne son verilmelidir.

· 12 Eylül Anayasası ve hukuku kaldırılmalı, anayasadaki ayrımcı uygulamalardan vazgeçilmeli, bütün toplumsal kesimlerim uzlaştığı, çağdaş ve demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır.

PSAKD olarak, tüm işçilerin ve emekçilerin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyor, tüm canlarımızı 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma gününde emekçilerin yanında alanlarda olmaya çağırıyoruz.

Av. Kazım GENÇ
PSAKD Genel Başkanı

Keçiören Lisesi ile ilgili açıklama

23.03.2006
BASINA ve KAMUOYUNA

*AKP İktidarında, yaşamın her alanında laikliğe saldırılmaya devam edilmektedir.

*Ülkemizde Eğitim Kurumlarında laiklik ilkesini yok etmeye yönelik uygulamalar hızla artmaktadır.

*Eğitim Kurumları dinsel eğitimin merkezi olamaz.

Ankara İli Keçiören İlçesinde bulunan, Keçiören Lisesinin müdürü Asıf YAVUZ Diyanet İşleri Vakfına resmi yazı ile başvurarak 700 adet Kuran-ı Kerim meali talep etmiştir.

Konu 22 Mart 2006 tarihinde basında yer almış, ancak o günden bu güne kadar devletin hiçbir kademesinden, Anayasanın 2. maddesi ile kabul edilen ve 4. maddesi ile de değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler arasına alınarak, güvence altına alınan, laiklik ilkesinin korunması anlamında hiçbir ses yükselmemiştir.

Keçiören Lisesi için, her üç öğrenciye bir Kuran-ı Kerim düşecek oranda Kuran için, Diyanet İşleri Vakfına yazı yazan, konunun kamu oyuna yansıması üzerine yemin billah ederek yanlışlık oldu, diyen okul müdürü hakkında hala bir işlem yapılmamıştır.

Diyanet İşleri Vakfına yazmış olduğu resmi yazı kurum arşivlerinde dururken, okul müdürü Asıf YAVUZ, iki tane istedik, yanlışlıkla 700 tane yazılmış diyerek ve üstüne üstlük yemin ederek, koltuğunu ve kendisini kurtarmaya çalışmaktadır.

Devlet görevlileri, yani kamu görevlileri, tanrıya sığınarak ve yeminlerle kamu görevi yapamazlar. Kamu görevi yasalarla ve yasalara uyumla yapılır.

Daha da önemlisi, kamu görevlileri Anayasamızın 2. maddesi ile düzenlenmiş olan Laiklik ilkesine uymak, Anayasanın bir hükmü olan Laiklik ilkesini korumak, sahip çıkmak ve ihlal edenlere karşı durmak görevleri bulunmaktadır.

Keçiören Lisesi Müdürü Asıf YAVUZ, 14 Şubat 2006 tarih ve 310/270 sayı ile Diyanet İşleri Vakfına göndermiş olduğu yazıda, Okulumuz öğrencilerinin Kurana olan ilgilerini arttırmak için sizin aracılığınız ile Kuran-ı Kerim meali dağıtmak istiyoruz. Bunun için 700 adet Kuran-ı Kerim mealinin hibesi hususunda gereğini bilgilerinize arz ederim, demiş olmasına rağmen, konunun kamu oyununa yansıması üzerine, yazının içeriğini inkar etmeye başlamıştır.

Ülkemizde, çağdaşlıktan yana, demokrasiden yana laik bir eğitim sistemi ile eğitim yapılmasının gereğine inanan örgütlüğümüz, asimilasyoncu ve şeriat özlemcilerinin, bağnazlığa yönelik uygulamalarına, yaşamın her alanında müdahale edecektir.

Dün Yalovada bu gün Keçiören Lisesinden kamu oyuna yansıyan, laiklik karşıtı uygulamalar, lokal ve yerel birer uygulama olmayıp, ülkeyi şeriata taşıma özlemi içinde olanların, sakladıkları hedeflerinin açığa çıkmış bölümleridir.

Buradan Milli Eğitim Bakanını ve Ankara Valisini göreve davet ediyoruz. Sizler Ülke Anayasasını korumak için, kendinizi görevli olarak görmüyor musunuz? Bulunduğunuz makamlar Anayasayı korumak görevi ile donatılmış makamlar olduğunun bilincinde değil misiniz ki, size bağlı bir eğitim kurumunda şeriatı hâkim kılmak ve laiklik karşıtı eğitim yapma çalışmaları yapılırken, görevinizin gereğini yapmıyorsunuz?

Tüm Demokratik Kitle Örgütlerine, Sendikalara, Siyasi Partilere de buradan seslenmek istiyoruz. Keçiören Lisesinde ve daha birçok yerde olan benzer olaylara ve uygulamalara karşı, çocuklarımıza çağdaş bir ülke bırakmanın görevimiz olduğu bilinci ile karşı çıkmanın görevimiz olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu nedenle bağnazlığa ve şeriat özlemcilerine yönelik olarak verilecek demokrasi mücadelesinde güçlerimizi birleştirmenin zorunluluğu ortadadır.

Bu mücadelede, demokrasiye bağlı her yurttaşımıza da görev düşmektedir. Her yurttaşımızı demokrasi mücadelesinde yanımızda görmek istemekteyiz.

Demokrasi mücadelesinde el ele, yan yana olmak dileği ve umudu ile kamuoyunun bilgisine saygı ile sunarız.23.03.2006

Av. Kazım GENÇ
Genel Başkan

PSAKD Genel Merkez : TOKAT Saldırılarıyla ilgili BASIN AÇIKLAMASI

Saldırıya uğrayan gençlerimiz

Saldırıya uğrayan gençlerimiz

TOKAT Saldırılarıyla ilgili BASIN AÇIKLAMASI

Kamuoyunun bildiği gibi Ramazan ayından bu yana yurdun birçok ilinde olduğu gibi süren faşist-gerici saldırılar, 15.11.2006 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi PSAKD Öğrenci Komisyonu üyelerine yapılan saldırılarla devam etmiştir.

Bu saldırıyla ilgili PSAKD Genel Başkanı Av.Kazım GENÇ imzalı BASIN AÇIKLAMASINI olduğu gibi yayınlıyoruz... 21.11.2006 www.pirsultan.net



BASINA VE KAMUOYUNA

- GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNÜ;
- TOKAT VALİLİĞİNİ;

GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ!

Tokat ilimizde bulunan Gaziosmanpaşa Üniversitesinde, Ramazan ayı nedeniyle oruç tutmayan öğrencilere karşı yapılan saldırılar, 15.11.2006 tarihinde 3 öğrencinin ağır yaralanmasına yol açan saldırılarla devam etmektedir. Daha önceki yıllarda da, benzerleri yaşanmış olan bu saldırılarla ilgili olarak yasal ve idari tedbirlerin alınmamış olması, gerek Üniversite Rektörlüğünün, gerekse de Valiliğin ve valiliğe bağlı emniyet güçlerinin, olaylar karşısındaki tavırlarının yanlı olduğu kaygısını uyandırmaktadır. Asıl tehlikeli olan da, yöneticilerin bizlerde ve kamuoyunda uyandırdığı bu kaygıdır.

Demokratik ve laik bir ülkede, yurttaşların düşünce ve inanç özgürlüğü, en temel insan haklarındandır. Devlet, dolayısıyla devlet adına kamu görevi yapanların görevi, yurttaşların bu haklarını kullanmalarını güvence olmaktır. Demokratik devletin tanımı da budur.

Tokat ilimiz, farklı inanç ve kültürden insanların, yüzyıllardır birlikte kardeşçe yaşadığı hassas yerlerdendir. Buralardaki en ufak provokatif bir hareketin, kardeşçe birlikte yaşanyan toplumun huzurunu bozacağı gibi, ülkenin birliğine de zarar vereceği bilinmelidir.

Maraş, Çorum, Sivas vb. katliam örnekleri ülkemiz tarihinde kara birer leke olarak durmaktadır. Bunlara yeni sayfaların eklenmemesi; elbette ki mülki amirlerin ve diğer yöneticilerin, olaylar karşısında takındıkları objektif tavır ve müdahaleden geçmektedir. Halkın sağduyusu ancak objektiflikle sağlanabilir. Bilinmelidir ki büyük olaylar; umursanmayan küçük olaylar ve bu küçük olaylarda takınılan sübjektif tavır ve davranışlara sahip, sorumsuz yöneticilerin eseridir.

Pir Sultan Abdal Derneği Tokat Şubemize bağlı olarak çalışmalar yürüten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GOP Üniversitesi Öğrenci Komisyonu tarafından Genel Merkezimize gönderilen olaylarla ilgili raporda;

a- 2004 yılından önce de; kendilerini ülkücü olarak adlandırılan grupların saldırıları sonucu Üniversite içinde dayak olaylarının yaşandığı ve örtbas edildiği,

b- 2004 yılında Ramazan ayında oruç tutmama yüzünden üniversite kampüsünde yaşanan saldırılar kent merkezine de taşınmış, bir öğrenci dövülerek, köprüden Yeşilırmak nehrine atıldığı,

c- 2005 yılında bir öğrenci, İl Emniyet Müdürlüğünün yakınında, öğle vakti bıçaklı saldırıya uğrayıp, ağır yaralandığı,

d- 2006 yılı, Ramazan ayında, bir öğrenci okul içerisinde darp edilip arabayla kaçırılmaya çalışıldığı, bazı öğretim görevlilerinin buna tanıklık ettiği halde sessiz kalındığı,

e- Yine 2006 yılı Ramazan ayında, Tokat Merkez Postanesi önünde, 2 öğrencinin ülkücü gruplar tarafından saldırıya uğradığı, bunlar Alevi oruç tutmuyorlar, bunlar bölücü vurun denilerek linç girişiminde bulunulduğu,

f- 15.11.2006 tarihinde Tokat Merkez Niksar kavşağında bekleyen 7 kişilik öğrenci gurubuna, 25-30 kişilik ülkücü grup tarafından yapılan saldırı sonucu, 3 öğrencinin ağır şekilde yaralandığı,

g- Bütün bu olaylar karşısında Üniversite Rektörlüğünün ve Valilik adına görev yapan emniyet güçlerinin kayıtsız ve yanlı tutumlarından dolayı bazı öğrencilerin, okullarını bırakma noktasına geldikleri,

Rapor edilmiştir.

2004 yılında yaşanan olaylarla ilgili olarak, başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere Tokat ilindeki yetkilileri ve Üniversite Rektörlüğünü göreve çağırıp, kamuoyunu bilgilendirmiştik.

Bir kez daha; yaşanan gelişmelerden dolayı, gerek Üniversite yönetiminin, gerekse de Tokat Valiliğinin ve Valiliğe bağlı emniyet güçlerinin gerekli ve yeterli tedbirleri almalarını ve suçluları adalete teslim etmelerini bekliyoruz

Bir sorumluluk gereği olarak konuyu Kamuoyunun bilgisine sunar, olayın takipçisi olduğumuzu bildiririz. 21.11.2006

Av. Kazım GENÇ
PSAKD Genel Başkanı

DEMOKRASİ DUVARINA BİR TUĞLA DA SİZDEN OLSUN !..

BASINA ve KAMUOYUNA

18.04.2006

* Zorunlu din dersi uygulamasına derhal son verilmelidir.

*Valilik yürütmeyi durdurma kararına, demokrasi gereği itiraz etmemelidir.

*Zorunlu din dersi uygulamasından rahatsızlık duyan her yurttaş, çocukları ile ilgili olarak derhal yargısal süreci başlatmalıdır.

82 Askeri darbesi sonra, halkın görüşü alınmadan yapılmış olan 82 Anayasasının 24. maddesindeki Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. hüküm nedeni ile çocuklarımıza, zorla din eğitimi verilmektedir.

Alevi örgütleri yıllardan beri, inançlarını ve kültürlerini yok etmeye yönelik uygulamanın kaldırılması için bir demokrasi mücadelesi vermektedirler.

Son yıllarda bu konuda hukuki mücadelede yükseltilmeye başlanmıştır. 2004 Yılı Ocak ayında, iç hukuk yolları tüketilerek AİHM de H.Z adına açılmış bir dava AİHM de sürerken, İstanbulda Hatice KÖSE ve Ali KENANOĞLU canlarımızın çocukları ile ilgili olarak açmış oldukları davalar iç hukukumuzda sürmektedir.

Ali KENANOĞLU adına yürütülmekte olan davada, İstanbul 5. İdare Mahkemesi 30.12.2005 tarih ve 2005/2541 E. sayılı dosya üzerinden, temel hak ve özgürlüklere sahip çıkan, toplumsal ve siyasal baskılardan uzak, hukuki bir yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

Yürütmeyi durdurma kararını incelediğimiz zaman, kişilerin kendi inançlarını kendilerinin tespit edeceğini, hiçbir kişi veya kurumun buna karışamayacağının açıkça ifade edildiğini görürüz. Karardaki Zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinin, dava dilekçesinde dini ve felsefi inancına uygun olmadığı belirten davacının her hangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden muaf tutulması gerektiği sunucuna ulaşılmıştır.Gerekçesi, bizler yönünden, yıllardan beri verilmekte olan mücadelenin haklılığının ortaya konulmasının tespiti niteliğindedir.

Keza, karar gerekçesinde Anayasamızın 90. maddesinin 5. fıkrası delaleti ile uluslar arası sözleşmelere atıf yapılmış olması da, AİHS nin 9. maddesinde yer alan Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.İle; Ek 1. nolu protokolün 2. maddesinde yer alan, Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana-babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.Hükümlerine özen gösterildiğinin göstergesidir.

Görüldüğü üzere verilmiş olan yürütmeyi durdurma kararı, hem iç hukuk düzenlemelerimize ve hem de usulüne göre TBMM kabul edilerek yasa niteliğine dönüşmüş olan Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslar arası sözleşmelere uygundur. Yargı kararı ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir yanlış uygulamaya son verilmektedir. Bu nedenle İstanbul Valiliği, yürütmeyi durdurma kararına itiraz hakkından vazgeçmelidir. İtiraz etmemelidir.

Alevi toplumunun asimilesine neden olan, yani Aleviliği yok eden bu uygulamaya karşı olarak, tüm çağdaş, demokrat dostlarımızı, çocuklarının zorunlu din dersi uygulamasından muaf tutulması için idari makamlara başvurmaya ve idari yargıda dava açmaya davet ediyoruz.

Bu konuda açılacak olan her dava, zorunlu din dersine karşı örülen demokrasi duvarında, bir tuğla olacaktır.

Örgütlerimiz, idarelere başvurmak ve idari yargıda dava açmak isteyen tüm canlarımıza ve dostlarımıza gerekli hukuki yardımı ve desteği verecektir.

Tüm canlarımızı ve dostlarımızı, temel hak ve özgürlükler alanında vermekte olduğumuz demokrasi mücadelesinde yanımızda olmaya, çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması için idareye başvurmaya ve dava açmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile sunulur.18.04.2006

SULTANBEYLİ CEMEVİ

BASINA VE KAMUOYUNA

Bilindiği gibi 8-9 Nisan 2006 tarihinde temel atma töreni gerçekleştireceğimizi kamuoyu ile paylaşmıştık. O günden bugüne çok çeşitli tepkilerle karşılaştık. Ülkemizin sınırlarını da aşarak çeşitli kurum-kuruluş ve kişilerden, değerli dostlarımızdan olumluluktan öte aşırı destek görüp sahiplenilmenin gururunu yaşadık ve yaşıyoruz..

Elbette ki, tahammülsüz olanlar, hazmedemeyenler de tepkilerinde gecikmediler. Sizler Müslümansınız ibadet yeriniz cami ve mescittir, Cemevi de ne oluyor, diyen zihniyet bugüne kadar muhatap alamadıkları gibi bizleri de kapılarından içeri sokmuyorlardı. Ne hikmetse temel atma törenimizi duyurmamızla birlikte ilgi ve alakaları arttı. Cemevimizi ziyarete geldiler, üstü kapalı tehdit etmeden de duramadılar. Yasal işlem yaparız, dediler. Aracılar soktular, yetmedi belediye başkanı gelerek; İptal edin başka yer verelim diyordu. Yalanlara toktu karnımız hani sebepsiz de değildi güvensizliğimiz. Belediye başkanı Cemevimizdeyken üç- dört kişilik yandaşından da kaçak yapı ihbarıyla imza alıyor, afişlerimiz için de terbiyesizlik yapıyorsunuz diyordu.

Son olarak 4 nisan 2006 Salı günü akşam saat 20:30 da yedi yönetim kurulu üyelerine tek tek kaymakamlık imzalı gözdağı dilekçeleri verildi. Dilekçeyle yetinmeyip, karakol yada araştırma polisiyle göndermeleri gereken dilekçeleri terörle mücadele şubesi polisleriyle gönderip tehdide dönüştürüyorlardı.

Soruyoruz :

Yüz binlerce yapının bulunduğu Sultanbeyli de sadece Cemevimiz mi kaçak ?

Hangi cami, okul, tarikat yeri, hangi resmi kurumlar tapu ve ruhsatlı açıklayın ?

Sormaya devam edelim;

Belediye 58 dava sürerken niye ve neden yer göstermedi de bugün bu kadar üstümüze düşüyor ? Bakın bakalım, etrafındaki 100 metrelik alanda boş alan var mi ki, bize Cemevi yeri tahsis edecekler?

8-9 Nisan da temel atma törenimizi yalan ve demagojilerle tehdit ve şantajlarıyla engelleyemeyecekler. İnanç ve ibadet özgürlüğümüzün bizlere verdiği meşru haklarımızı kullanıp törenimizi gerçekleştireceğiz. Amacımız gerginlik sorun vb. yaratmak olmayacak. Olumsuz gelişmelerden biz değil yalan ve tehditlere başvuranlar olacaktır. 05/04/2006

BASKILAR BİZLERİ YILDIRAMAZ !....
CEMEVİ HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ !....

PSAKD Sultanbeyli Şb. Yön.Kurulu

GAZİ VE ÜMRANİYE KATLİAMLARINI UNUTMAYACAĞIZ !

BASINA ve KAMUOYONA

Gazi ve Ümraniye Katliamları üzerinden 11 yıl geçti. 11 Yıl önce bu gün, kahvede oturan Alevi dedemiz hedef alınarak başlatılan, derin devlet kaynaklı provokasyon saldırı, olaylara güvenlik kuvvetlerinin açık saldırı sonrası 17 canımızın Gazide 4 canımızın da Ümraniyede katledilmesine neden oldu.

Daha önce de birçok katliama maruz kalmış olan Aleviler, ilk defa kamuoyunun gözü önünde bizzat devletin güvenlik güçleri tarafından katledilmişlerdir.

Gazi ve Ümraniye katliamları planlı, programlı ve toplumu birbirine düşürmek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Derin devlet ve Susurlukta ortaya çıkan ve hala Şemdinli de devam eden kontra gerilla- gladyo kaynaklı çetelerin yaptığı, halka yönelik kanlı bir katliamdır.

Gazi ve Ümraniye Katliamlarının perde arkasının aydınlatılması ve faillerinin cezalandırılması yönünde devletin ve siyasi iktidarların tarafsız bir yaklaşımı olmamış, katliamın üstü kapatılarak, elde olan tetikçilerin aklanması ve kurtarılması sağlanmıştır.

Katliam tetikçilerinin cezalandırılmasının önüne geçmek ve mağdurların davayı bir bütün olarak sahiplenmelerini önlemek için, dava katliamın yapıldığı İstanbul-Gazi ve Ümraniyeden 1200 KM uzağa Trabzon iline nakledilmiştir.

Davayı takip için her duruşmada İstanbuldan ve diğer illerden Trabzona gelen mağdurlar ve vekilleri, her duruşmaya gelişlerinde defalarca aramalardan geçirilerek, sık sık üst araması vb muamelelere tabi tutularak ve hatta dönem dönem Trabzon Emniyeti güvenlik güçleri tarafından coplanarak, davayı takip etmelerinin önüne geçilmek istenmiştir.

Davayı sürüncemede bırakarak, toplum ilgisinden uzaklaştırarak, failleri aklamak isteyen zihniyet, ne yazık ki, başarıya ulaşmış, toplam 21 canımızın katledenler, katliamı görevleri nedeni ile yaptıkları savunmasının kabul görmesi ile mahkûmiyetten kurtulmuşlardır.

Göstermelik olarak sadece iki sanık hakkında verilmiş olan 18 aylık hapis cezaları da ertelenerek, dava dosyası kapatılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan dava canlarımızın lehine sonuçlanmış ve devlet mahkûm edilmiştir. AİHM kararı gereğince yeniden yargılama yaparak, katliamları aydınlatmak ve sanıklarını yakalayarak yargılanmakla görevli olan devlet, katliam sanıklarını koruduğunu haykırırcasına hiçbir işlem yapmamaya devam etmektedir.

Otopsi raporu ve balistik incelemesi sonucu, altı canımızın canına kastettiği tespit edilmiş olan kamu görevlisi bugün Rize ilinde emniyet görevlisi olarak görevini sürdürmektedir.

Tüm demokrasi güçleri, yeni katliamlar yaşamamak ve katliamlara karşı bir güç oluşturmak için, katliamlara karşı seslerini yükselmek ve karşı duruş sergilemek durumundadır.

Cumhuriyet tarihimizde bir kara leke olarak yer almış olan Gazi-Ümraniye katliamlarını unutmadık. Bu kara lekeyi örgütümüz, devamlı olarak hatırlamaya ve topluma hatırlatmaya devam edecektir.

Bu günden 11 yıl önce yaşatılmış olan Gazi-Ümraniye katliamlarını, perde arkasından organize edenler ile tetikçilerini kınıyor, katliamın arkasındaki gerçek güçlerin ve sorumluların açığa çıkarılarak cezalandırılması diliyor ve kamuoyunu, katliamlara karşı duyarlı olmaya davet ediyoruz.12.03.2006

Av.Kazım GENÇ
Genel Başkan